Bir ülkenin gerçek fotoğrafını görmek isteyenler, fabrika bacalarına bakar. Çünkü üretim varsa umut doğar. Kasım ayına ait sanayi üretim verileri, tam da bu nedenle sadece bir istatistik değil, aynı zamanda ekonominin ruh haline dair güçlü bir işaret veriyor.
Aylık yüzde 2,5, yıllık yüzde 2,4’lük artış; ilk bakışta mütevazı görünebilir. Ancak içinde bulunduğumuz küresel tabloyu düşündüğümüzde bu artışın anlamı büyüyor. Yüksek finansman maliyetleri, daralan iç talep, zayıf seyreden dış pazarlar ve belirsizliklerle dolu bir dünyada üretim çarklarının hızlanması kolay değil. Tam da bu yüzden, sanayideki bu toparlanma “sessiz ama güçlü” bir mesaj taşıyor.
Türk sanayicisi frene basmış olabilir ancak kontağı kapatmamış. Beklemiş, ölçmüş, yeniden ayarlamış ve uygun anı yakaladığında üretime yeniden yüklenmiş. Özellikle aylık bazdaki artış, kısa vadeli bir canlanmanın başladığına işaret ediyor. Yani bu sadece geçmişin muhasebesi değil, geleceğe dair de bir sinyal.
Elbette pembe bir tablo çizmek gerçekçi olmaz. Sanayicinin sırtındaki yük hâlâ ağır. Enerji maliyetleri, krediye erişim zorlukları ve kâr marjlarındaki daralma, üretimin önündeki en büyük engeller olmaya devam ediyor. Ancak tüm bu şartlara rağmen üretimin artması, ekonominin direncini ortaya koyuyor. Bu direnç, masa başında değil atölyede, vardiyada, bant başında üretiliyor.
Asıl soru şu: Bu ivme kalıcı hale gelebilir mi? Bunun cevabı sadece sanayicinin değil, ekonomi yönetiminin de atacağı adımlarda gizli. Üretimi destekleyen, yatırım iştahını artıran ve öngörülebilirliği güçlendiren politikalar, bu artışı geçici bir sıçrama olmaktan çıkarıp kalıcı bir trende dönüştürebilir.
Ülke ekonomisi hâlâ üretebiliyor. Ancak bu üretimin önünü açmak, hızını kesen taşları yoldan kaldırmak lazım. Çünkü üretim hızlandığında sadece rakamlar değil, istihdam, gelir ve umut da artıyor.