Yılmaz Sandıkcı

TAKVİMLE KAVGA, AHLAKTA SUSMA

Yılmaz Sandıkcı

TAKVİMLE KAVGA, AHLAKTA SUSMA

 

Takvimden bir yaprak daha kopup tarihin sonsuzluğuna düşerken, her yıl olduğu gibi aynı tartışmalar yeniden ısıtılıp önümüze sürülüyor. Yeni yılın gelişini kutlamak haram mı, değil mi? Ağaç süslemek günah mı, değil mi?

  •  

Oysa beşer türünün insan olma yolculuğunda kaydettiği önemli başarılarından biri, dönemsel düşünme becerisi geliştirmesidir. Bu beceri beşere seviye atlatmıştır. Bazıları ise seviye atlamak yerine, “dönemsel zamanı” ölçen araçları seçme kavgasına takılıp kalmıştır. Öyle bir takılıp kalış ki bu; hâlâ “gelenekçilik görüntüsünde gericilik” yapanlara aldananlar vardır.

  •  

Gelenekçilik ile gericilik arasındaki farkı anlayacak seviyede düşünemeyenler, zamanı doğru anlayamadığı gibi tarihi de doğru öğrenemez. Her şeyden önce tarihin, kişisel yorumlarla masal gibi anlatılan bir ilim değil; verilere dayalı ve kronolojik bir sistem içinde anlaşılması gereken bir bilim olduğunu fark edemezler. Takvimin bir din meselesi değil, bir iklim ve coğrafya meselesi olduğunu da bu yüzden anlayamazlar.

  •  

Anlamak yerine aldananlarla, anlamaya çalışanlar arasındaki kavga bu yüzden bitmiyor. Peki, bu kavgada kim kazanıyor? Kavga edenler değil; bu kavgayı organize edenler kazanıyor, bu kavgayı uzaktan izleyenler kazanıyor. Çünkü bu kavga nedense Müslümanlar arasında oluyor; başkaları ise uzaktan seyredip ellerini ovuşturuyor.

  •  

Kavga etmekten düşünmeye fırsat bulamayanlar, zaman akarken tarihin ölçeğinde yaşanan olaylar arasındaki bağları da kuramıyor. Kronolojik düşünmeyi öğrenemedikleri için sebep–sonuç ilişkilerini doğru kuramıyorlar.
Örneğin, “Almanlar otomobil yaparken ataların ne yapıyordu?” diye sorarak Cumhuriyeti küçümsemeye çalışan kafa; otomobilin Avrupa’da üç yüzyıl süren bir gelişim sürecinin sonunda 1896’da üretime geçtiğini bilmeyecek kadar tarih cahilidir. O dönemde Cumhuriyet değil Osmanlı vardır. Cumhuriyeti küçümseyerek Osmanlı’yı övdüklerini zannedenler, aslında Osmanlı’yı yerdiğinin bile farkında değildirler. Ecdadıyla övünmeye çalışırken, yerin dibine gömen böyle düşüncesiz torunlar, akılla anlamak yerine algıyla aldanmayı seçtikleri için ecdadının utancı hâline gelmektedir.

  •  

Tarihi doğru anlamaya çalışanlar, şu soruları da sorar: 

Mazlum Filistinli kardeşlerimize destek için milletimizi meydanlara, camilere, sokaklara çağıranlar; çocuklarımıza zalimleri durduracak, mazlumları koruyup kurtaracak bilimi, teknolojiyi, üretme iradesiniöğretecek bir eğitim sistemi kuruyor mu? Tarihe saygı duyanların, slogandan önce bu sorulara cevap araması beklenir.

  •  

Aksi hâlde, bugün hâlâ takvim kavgası yapanların tarihi anlamayanlar; bu kavgayı besleyenlerin ise tarihin doğru anlaşılmasını istemeyenler olduğu açıkça görülür.

  •  

1999 yılbaşında Londra’daydım. Kurban Bayramı ile Noel arka arkaya gelmişti.
Kurban için “vahşet” diyenlerin, Noel sonrası sokaklara yığılan çam ağacı çöplerine sessiz kalışı hâlâ aklımdadır. Kurban kesmeyi vahşet gibi anlatanlara, “asıl vahşet sizin yaptığınız çam ağacı katliamıdır” diye cevap vermiştim.
Sadece Avrupa’da milyonlarca çam ağacı kesildi; çöpe gitti, yakıldı, çevreye zarar verdi. “Biz ağaç kesmedik, plastik ağaç kullandık” diyenlerin ise doğaya verdikleri kimyasal zarardan haberi yoktu. Cahil her yerde cahildi…
Anlattım, dinlediler: Kurban; temel bir besin kaynağıdır, paylaşımdır, sosyal sorumluluktur. Etiyle, derisiyle, kemiğiyle üretime katılır. Oysa kesilen çamlar doğa katliamıdır; çöp olur.

  •  

“Başkasının gözündeki çöpe laf ederken, kendi gözündeki merteği görmeyen” çifte standart, tam da burada; işin aslını arayıp hakikati anlamaya çalışmak yerine söylentiye ve görüntüye aldanan kafalardaki cehaletin karanlığında başlar.

  •  

Yılbaşı; eski yılın son gecesi, yeni yılın ilk sabahıdır. Sadece bir eğlence değil, bir muhasebe zamanıdır. Geçen yılda kutlanacak başarıları olanlar kutlar; olmayanlar ise kutlayacak bir şey bulamazlar. İnsan fıtratının gereği, isteyen eğlenir, isteyen hüzünlenir; herkes kendi muhasebesini yapar.

  •  

Bir yıl daha geçti. Peki, biz geçen yılda ne ürettik, ne inşa ettik, neyi düzelttik?

Hangi sorunlarımıza çözüm geliştirdik; hangi zorluğu kolaylaştırdık, hangi kötüyü güzelleştirdik? 

Dünyanın bir ucunda insanlar uzayın kaynaklarını paylaşmayı, yapay zekâyı insan yerine kullanmayı konuşurken; biz hâlâ takvimle kavga ediyorsak, torunlarımızın soracağı “Dünya değişirken siz ne yapıyordunuz?” sorusu çok ağır gelecek. Eğer cevabımız “insanların yeni yıl sevincini engelleme kavgası yapıyorduk” olacaksa, hesabın daha da ağırlaşacağını görmek için müneccim olmaya gerek yok.

  •  

İcat edip üretmek yerine başkalarının ürettiğini tüketiyor, sistem kurmak yerine başkalarının kurduğu sistemleri taklit ediyoruz. Ama eleştirmeyi hiç bırakmıyoruz. Eleştirdiğimiz şeylerin yerine daha iyisini koyabilsek yine neyse, eleştirmeye yüzümüz olur en azından… O da yok! Öneriler; “efelâ tedebberûn” emrine uygun biçimde akıl ve vicdan süzgecinden geçmiş sistemler hâline gelmek yerine, algı ve zan üzerinden dolaşıma sokulan sözlerde kalıyor. Çünkü anlamayanlar, anlayanların anladığını anlamak için anlama kapasitesini geliştirmeye çalışmıyor. Bunun yerine anlamadığı şeyle, kişiyle zıtlaşıyor, kavga çıkarıyor… Mahlukat donundan çıkıp, eşref-i mahlukat yani insan olmaya giden yolculukta ilerlemiyor.

  •  

Eleştirmek kolay, üretmek zor… Tembellik ve miskinlik çoğu zaman “dindarlık” kılığına sokuluyor. “Gâvura benzememek” adına yeni yıl kutlamalarına itiraz edenler, hayatımızın neden gâvur icadı ürünlerle dolu olduğunu sorgulamıyor.

  •  

İki mevsimli çöl iklimi için ay takvimi sorun değildir; ancak dört mevsimli tarım coğrafyası için güneş takvimi gereklidir. Ekim zamanında harman kaldırmak, Temmuz ayında dona uğramak istemiyorsak elbette… Bunun dinle, imanla nasıl bir çatışması olabilir ki? Takvim bir din meselesi değil, iklim ve coğrafya meselesi demedik mi?

  •  

Aklı devre dışı bırakıp ezber ve zan ile algı yönetenler, toplumu birbirine düşürmek için her zaman yeni fitne başlıkları bulur. Çünkü düşünen, soru soran insan yönetilmez. Milleti yönetmek yerine gütmek isteyenler de eğitimi ezbere indirger. Ezberciler ise üretmek yerine tüketmekle, gelişmek yerine taklit etmekle, doğru taklit edemediği yerde de eleştirmekle yetinir.

  •  

31 Aralık gecesi yeni yılın gelişi; Katoliklerin 25 Aralık’ta, Ortodoksların 6–7 Ocak’ta kutladığı Noel ile aynı şey değildir. Bunu ayırt edemeyenlerin, din adına hüküm uyduranlara aldanması İslam adına, Müslümanlar adına ciddi bir sorundur.

  •  

Asıl sorun ise, Müslümanların zahmetli olan akıl ile anlama çabasını bırakıp, kolay olan algı ve zanla aldanmayı tercih etmesidir. Sorun başkalarının inancı değil; kendi inancını ahlaktan koparan zihniyettir. Yeni yılı kutladığı için insanlara saldıranlar, kul hakkı yiyenlere; adaletsizliğe, liyakatsizliğe, çalıntı sorularla sınav kazananlara, mülakatlarda adam kayıranlara, hak etmedikleri makamlara oturup maaş alanlara, yaptığı haksızlıktan utanmayanlara, onlarca suç kaydına rağmen aramızda gezenlere, çocuk istismarına ve benzeri sorunlara sessiz kalıyorsa, burada din değil çıkarlar konuşuyor demektir.

  •  

Çıkarlar, dini değerlerin önüne geçtiğinde ahlak susturulmuş demektir.

  •  

Boşuna dememiş atalar: Müslüman olanlar yalan söylemez; ama yalancı olanlar Müslüman kılığında gezer. Milleti kolayca kandıran yalancılar, kul hakkı yiyenler devenin diken yemesi gibi hırsının kontrolüne girerler Müslüman gibi göründükleri halde ayıptan, hatadan utanmaz, günaha girmekten korkmaz hale gelirler… Bunlar utanacak değiller, bunlara kananlar utansın. Mümin seviyesine yükselmek isteyen Müslümanlar, şekle, görüntüye, söylentiye, propagandaya kanmayı bırakıp işin aslını aramaya başlasın.

  •  

Kananlardan değil; işin aslını arayanlardan olabilmek dileğiyle…
Yeni yılın; akıl, ahlak, adalet ve feraset getirmesi temennisiyle.
Yeni yılınız kutlu olsun… Selam ve dua ile.

Yazarın Diğer Yazıları