AFFETMEK
Affetmek büyük bir erdemdir. Kalbi yumuşatır, geçmişe sünger çeker. Affettiğinizde karşıya değil kendinize iyilik etmiş olursunuz diye baslar psikoloji literatüründe cümleler.
Peki, ama kim affedilmeli, kim affetmeli?
Asıl soru burada başlar. Eğer insan bilmeyerek hata yaptıysa, ilk defa yaptıysa, hatasını telafi ettiyse, bir daha yapmayacağı kanaati oluştuysa affedersiniz. Defalarca hata yapan bir suç makinesini affetmek erdem midir, kalbi yumuşatır mı? Siz onu affettiğinizde bir sonraki suçta sizin de payınız olmadığından bahsedebilir misiniz?
Canı yanan, sakat kalan, yüreği sızlayan sizken sizin adınıza birinin affetmesi yüreğinizdeki öfkeyi soğutur mu? Kolunuzu, bacağınızı, malınızı, evladınızı, iffetinizi geriye getirir mi?
Zarar gören ben affeden siyasiler? İlginç!
Bana karşı yapılan suçta ben mağdurken onlar affediyorlar da, siyasi suçları neden affetmiyorlar?
Bir çelişki yok mu?
Tabi ki sizin mazlum halk olarak yetkiniz ve etkiniz yok. Mazlum olarak sizin olan bir hakkı hangi sistem, hangi düzen affediyor. Yüce yaratan bile "öldürülenin velisi tarafından bir bağışlama" olması gerektiğinden bahsederek, mazluma ve yakınlarına vermişken affetme yetkisini, birileri neden size vermiyor bu yetkiyi?
Yaşadığımız çağda insan hakları diye başlıyor süslü cümleler, bunun adını acilen değiştirmeliyiz. İnsan hakları değil suçlu hakları ve güçlü hakları demek daha doğru olur. Mazlumun insan yerine konulmadığı suçlunun insan olarak algılandığı bir zamanda yaşıyoruz.
Masumsanız cezalısınız, haklıysanız cezalısınız, iyiyseniz cezalısınız.
Zalimi mazlum adına affetmek; mazluma eziyet ve keder olduğunun farkında mısınız?
Ne gerek var o zaman adliyeye ve polise, nasıl olsa her şeyi affediyorsunuz.