Ümmühan Tünen

Yine yaklaşıyor, aynı acıyla…

Ümmühan Tünen


6 Şubat yine yaklaşıyor. Günler ilerledikçe, 6 Şubat’ın soğuğu sadece havada değil, hafızamızda da hissediliyor. Üzerinden zaman geçti sanıyoruz ama aslında deprem, özellikle bazılarından hiç gitmedi. 
O geceyi hatırlamak için özel bir çaba göstermeye hiç gerek yok. Bir siren sesi, hafif bir sarsıntı, ansızın kesilen elektrik ya da gece uykusuzluğunda gelen bir endişe. 
Hepsi, hafızanın kapısını aralamaya yetiyor. 6 Şubat depremleri, sadece binaları değil, “bana bir şey olmaz” rahatlığını da yerle bir etti. O günden sonra hiçbirimiz eskisi gibi bakmadık duvarlara, kolonlara, zemine, avizelere. Ev dediğimiz şeyin aslında ne kadar kırılgan olabildiğini acı bir şekilde öğrenmiş olduk.
En çok da isimler kaldı aklımızda. Yarım kalan hikâyeler… Okula gidemeyen çocuklar, sabah işe çıkamayan babalar, mutfakta bıraktığı tencereyle hatırlanan anneler. Deprem, istatistiklerden ibaret bir felaket değil. O, her birimizin hayatına dokunan büyük bir kırılma anı olarak kaldı.
İlk günlerde ülkece tek yürek olmuştuk. Aynı enkaz başında ağlayanlar, hiç tanımadığı insanlara battaniye taşıyanlar, bir umut sesi duymak için sabaha kadar bekleyenler…  Bu dayanışma, toprakların hâlâ ne kadar güçlü bir vicdana sahip olduğunu ortaya koymuştu. Ama asıl sınav, kameralar kapandıktan sonra başladı. Zor olan, sessizlikte doğruyu yapabilmekti…
Bugün depremin yıl dönümü yaklaşırken kendimize dürüst bir soru sormak zorundayız: Ne kadar ders aldık? Binalar mı güçlendi, yoksa sadece sözler mi? Denetimler gerçekten arttı mı, yoksa acılar unutuldukça ihmaller geri mi döndü? 
Deprem, ülkemizin acı gerçeği. Ama yıkımın büyük kısmı insan eliyle büyüyor. Bunu kabul etmeden hiçbir ilerleme mümkün olmayacak.
Anmak tabi önemli. Hayatını kaybedenleri rahmetle, geride kalanları saygıyla anmak insanlık borcu. Ama sadece anmak yetmiyor. 6 Şubat, bir takvim günü olmaktan çıkarılıp bir bilinç gününe dönüşmedikçe, aynı acıları yeniden yaşama ihtimali hep olacak. Depremle yaşamasını öğrenmek zorundayız. Bunu “hazırlıklı olarak” sağlamalıyız.
Bu yıl dönümünde içimizi acıtan o soruyu yeniden hatırlayalım: “Bir daha olursa?” Cevabı kaderde değil, alacağımız önlemlerde saklı aslında. Çünkü deprem öldürmez; ihmal, umursamazlık öldürür…

Yazarın Diğer Yazıları