Mayıs geldi, montlar hala raflara kalkmadı!
Sevtap Yıldız
Konya’da son haftalarda bahar yaşanmıyor. Mayıs ayına geldik ama özellikle geceler oldukça serin, gündüzler ise genellikle yağışlı geçiyor. Hatta Konya’nın bazı ilçelerinde kar yağışı bile etkili oluyor. Türkiye’nin genellikle kuraklığı ve sert karasal iklimiyle bilinen bu geniş ovasında, alışılmışın dışında bir tabloyla karşı karşıyayız.
Mayıs ayına gelmişiz ama bahar, Konya’ya uğramakta tereddüt ediyor. Sabahları montla çıkılan sokaklar, öğleye doğru ince ince yağan yağmurla ıslanıyor, akşam ise bulutlar yeniden toplanıp şehri gri bir örtüyle sarıyor. Bu döngü, bir istisna olmaktan çıkıp gündelik hayatın parçası haline geldi.
Belki de Konyalılar uzun zaman sonra ilk defa bu kadar yağışla karşı karşıya. Bu noktada asıl sorulması gereken soru ise, “Kışın yağmayan kar ve yağmur, neden bu aylarda bu kadar çok meydana geliyor?”
Uzun yıllardır “bozkırın ortasında güneşin başkenti” diye anılan Konya’da, bu denli süreklilik gösteren yağışlı hava, yalnızca günlük yaşamı değil, şehrin hafızasını da etkiliyor. Sabah işe giderken ıslanan kaldırımlar, öğle saatlerinde bastıran ince ama inatçı yağmur ve akşam saatlerinde yeniden koyulaşan bulutlar… Artık bu döngü, Konyalıların gündelik rutininin bir parçası haline geldi. Bahar şehre oldukça gecikti.
Bazı uzmanlar, atmosferdeki dalgalanmaların ve küresel ölçekte değişen iklim dinamiklerinin, alışılmadık bir nem ve basınç dengesi oluşturduğunu savunuyor. Bu da Konya gibi normalde daha az yağış alan bölgelerde, uzun süreli ve aralıklı yağmurları beraberinde getiriyor.
Elbette bu tabloya sadece olumsuz bir perspektiften bakmak yanlış olur. Yıllardır kuraklık tehdidiyle mücadele eden Konya Ovası için bu yağışlar, yer altı su kaynakları ve tarım açısından önemli bir nefes anlamına geliyor. Baraj doluluk oranlarındaki artış ve toprağın suya doyması, çiftçiler için umut verici gelişmeler arasında yer aldı.
Görünen o ki Konya, artık sadece güneşiyle değil, yağmuruyla da konuşulacak bir döneme giriyor. Ve bu yeni iklim hikayesi, hem doğaya hem de şehre dair alışkanlıklarımızı yeniden düşünmemizi gerektiriyor.