Mustafa Sağlam

Açız, Aç!

Mustafa Sağlam

Açız, Aç! 

İyilik; hiçbir karşılık beklemeden yardım etme olarak tanımlanır sözlükte. Yine yüce kitabımızda; iyi o kimsedir ki malını seve seve veren, sözünde duran, bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlı olanın iyi kimse olduğundan bahseder. 

İyi tarifi böyledir böyle olmasına ama birde herkesin kendine göre iyi tarifi vardır. Bir hırsıza “İyi insan kimdir?” diye sorsanız, belki de kendisine hırsızlığı öğreten ustasını gösterir. Haram yollardan para kazanan biri, kazandığı paranın bir kısmını hayra harcadığında kendisini iyilik yapan biri olarak görebilir. Biri bize veya evladımıza haksız ve adaletsiz biçimde makam, mevki ya da iş sağlasa, yaptığı torpili “iyilik” olarak adlandırırız. Fakat aynı kişi, “Bu adaletsiz ve hukuksuz” olur dese, karşıdakini kötü ilan etmekten de çekinmeyiz. Bu bakış açısından dolayı; bana göre, sana göre veya ona göre derken milyonlarca iyi kavramı ortaya çıkabilir.

Bu bakış açısıyla suç işleyeni affedenler de iyilik yapmış olur mu? 
Ruhsat verilemeyecek bir yere tanıdığını kullanarak ruhsat aldıran kişiler de yaptığının iyilik zannedilmesinde hiçbir sakınca yoktur aslında değil mi? Sözde iyilik timsali insanlardır bunlar! İnsanların işini çözen ve kendisiyle gurur duyan insanlar. Oysa belki de başka bir insanın hakkını elinden almıştır. O ruhsatın verilmesi ile kuralsızlığı başlatmış kamunun yararını hiçe saymıştır. 

Peki, gerçekten iyilik midir yaptıkları? Bir kişinin hakkını diğerine vermek, hak etmeyene makam vermek, kurala uyanın hakkını, kurala uymayana teslim etmek iyilik midir?
Ama bilmez ki adaletsizlik ve hukuksuzluk yaparak günah kazandığını. Oysa her cuma hutbesinde; Allah “adaleti, iyiliği ve akrabaya vermeyi emreder” diye de dinler. Ama hiç kimse sıralamaya dikkat etmez. Adalet olmadan, iyilik olmaz.

İnançlı insanları inandığı değer üzerinden sömürürler; inançsızlar bir anda “mal bulmuşa döner” ve gördünüz mü bu cemaatler böyle, inançlılar şöyle derken; onları da ahbapları, çavuşları, dernekleri sömürür. Tabi bu aşamada inançlısı inançsızı fark etmez, birileri aslında hepimizin iyilik damarlarını kurutur.

Bugün geldiğimiz noktada; artık sokakta biri düşse, kavga etse veya gerçekten yardıma muhtaç bir insan yardım istese, çoğumuz dönüp bakmayız bile. Eskiden iyi komşu aranırdı. Şimdilerde zarar vermeyen komşu aranıyor. “İyilikten maraz doğar” diyerek bilinçlerimizi yıkıyorlar. Bu aşamaya yavaş yavaş getirdiler hepimizi. Her akşam kötülükleri zerk ettiler gönlümüze. Herkes kötü, herkes vahşi, herkes çıkarcı. Üzüm üzüme baka baka karardığı gibi hepimizin içi ve gönlü karardı. İçimizdeki iyiliklerin üstü küllerle örtüldü.

Evet, hepimiz AÇIZ AÇ! 
Ama bizim açlığımız karın açlığı değil! 
Bu millet adalete, iyiliğe, dürüstlüğe ve nezakete aç.

 

Yazarın Diğer Yazıları