Mustafa Sağlam

DİLİN ÇIĞLIĞI

Mustafa Sağlam

DİLİN ÇIĞLIĞI

Bundan yüzyıllar öncesinde, tarih 13 Mayıs 1277 Karamanoğlu Mehmet Bey “Bundan geru divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçe’ den başka dil kullanılmaya” diye ferman yayımlamıştı. Türkçenin günlük yaşamda hak ettiği yeri almasını sağlamak için yeniden böyle bir emre ihtiyacımız var.

Dil kültürün, örfün, âdetin, yaşanmışlığın ve bağımsızlığın göstergesidir. Dünyada arı, duru ve tamamen saf hiçbir dil yoktur. Bütün diller birbirinden etkilenmiş, kelime alışverişinde bulunmuştur. Bir dilden kelime almak başka şey; kendi dilinde karşılığı varken yabancı kelimeyi kullanmak bambaşka bir şeydir. İlki zenginlik iken, ikincisi ise aşağılık kompleksidir. Kendi kelimeleri yerine yabancı kelimeleri tercih eden bir toplum, dilini de kimliğini de kaybetmeye mahkûmdur. 

Bugün ne yazık ki milliyetçilik nutukları atan insanların ağzından bile Türkçe dökülmüyor.  Tamam demek yerine “okey”; paylaşma, gizli, sır demek yerine “off the record”; hoşça kal yerine “bye bye” demek daha mı havalı geliyor size? Eğitim kurumlarımızda bile tuvalet demekten utanıyoruz da WC yazıyoruz.  Sanki İngilizler kullanıyor. Gelin, baldız, elti, görümce, hemşire, yenge, yeğen, amcazade gibi kelimelerden söz etmeyelim bile!
Sokaklara bakın. Hangi ülkede yaşadığınızı anlamak zor. Tabelalar yabancı, isimler yabancı, zihinler çoktan yabancı. 1928 yılında eski alfabemizle yazılmış Türkçe tabelalara bile ceza kesiliyordu. Şimdi ise dil müşteri çekme, afili gözükme aracı. Çünkü bize göre yerli olan basit, yabancı olan elit. 

İthal bir mal alıyorsunuz, kullanım kılavuzunda 6 milyon nüfusu olan Danimarka’nın Danca’sını buluyorsunuz da, 250 milyon insanın konuştuğu Türkçeyi bulamıyorsunuz. Yani kendi diline sahip çıkmayan bir Ülke insanı olarak biz, Dünyada etkimiz ve yetkimiz yok bunu anlıyoruz. Peki, Ülkenin içi de mi bizim değil? Ülkeye çevirisi yapılmamış hiçbir mal sokmayın bakın o zaman ne olacak!

Osmanlı zamanında üstün bir medeniyetin dili olarak görülmüş Türkçe.  Hiçbir elçimiz yabancı dil bilse bile yabancılarla onların dilinde konuşmamış. Şimdi ise bizi işgale yeltenmiş İngilizlerin kelimelerini kullanmayı marifet sayıyoruz. Neden verdik o zaman biz Kurtuluş Savaşını? 
Oysa bir zamanlar yabancılar şöyle diyordu; 

Arthur Lumbey David's 1836 tarihli eserinde; "Osmanlı şivesi Türkçe lehçelerinin en güzelidir. Zengin, ahenkli, ince ve açık, asaletli ve güzel bir dil. Bati dillerinde yedi sekiz kelimeyle zor ifade ettiğimiz kelimeleri bir kelimeyle söylenebilmesi onu zenginleştirmiştir.”
Paul de Regla 1891 tarihli eserinde; “Öyle güzel kelimeler var ki Türk dilinde bunu Fransızcaya çevirdiğinizde bütün letafetlerini yitiriyor.”

Siz dilinizi katletmeye devam ederken bakın tarihte neler yaşanmış; M.S 70 yılında Kudüs Roma tarafından yıkılır, Yahudiler dünyanın dört bir yanına dağılır.   Gittikleri halkların dillerini konuşmaya başlarlar.  İbranice sadece Tevrat’ın okunma dili haline gelir. Ancak 19. Asrın sonlarında Yahudiler akın akın Kudüs’e göç eder. Farklı bölgelerden gelen Yahudilerin ortak bir dili yoktur. İçlerinden Eliezer ben Yahuda adlı bir genç İbraniceyi halk dili haline getirmek için var gücüyle çalışır.  Yahudilerin bile bilmediği, din adamlarının ve halkın karşı çıktığı bir zamanda, İbraniceyi konuşma diline çevirmek, uçuk bir hayalden ibaret görülür. Bu inanmış adam İbranice kelime türetir gazetelerde yayımlar. İnanmışlığın ilk meyvesi ise iki bin yıl sonra anadili İbranice olan ilk çocuk onun oğludur. Üstelik Siyonizm’in kurucusu Theodor Herzl bile kurulacak devletin dilinin Almanca olması gerektiğini savunurken.

Birileri dillerini mezardan çıkarıp ayağa kaldırırken, biz yaşayan dili mezara sokmakla meşgulüz.
Haydin hep beraber Türkçe’nin cenaze namazını kılmaya. 
 

Yazarın Diğer Yazıları