Tanımlamak
“Hayvanlar âleminde temel kural, ya yemek ya da yenilmektir; insanlar âleminde ise temel kural, ya tanımlamak ya da tanımlanmaktır.” diyor Thomas Szasz.
Kendi fikirlerinizi ispat etme çabasına girmeden karşı tarafa benimsetmenin kısa yoludur tanımlamak. Bir fikri benimsetmek, haklı olduğunuzu ortaya çıkarmak istiyorsanız eğer, hasmınızın kötü, yanlış olduğunu tanımlar ve ilerleme kaydedersiniz. O yanlışsa eğer onun tam karşısında duran siz doğrusunuzdur. Hasmınıza cahil, gerici, yobaz, vatan haini, az gelişmiş, örümcek kafalı derseniz; o zaman siz bilgili, ilerici, vatansever ve gelişmiş olursunuz.
Yıllar yılı birileri kendini gelişmiş, ilerici; bizi geri kalmış gösterdi. Yani onlar tanımladı, biz ise tanımlandık. Hep savunmada kalarak kendimizi onların ileri sürdüğü iftiralara cevap arayarak veya ispat etme çabasına girerek geçirdik. Ve sonuç; onlar etiket verdi alındık, rol biçtiler oynadık. Onlar yargıç rolü oynadı, biz ise mahkûm.
Tabii onlar kendilerini bu milletin efendisi olarak tanıttılar. Uzaya çıkacak, muasır medeniyetleri yakalayacaklardı ki, ayaklarına pranga olarak takıldık. Tabi onlar böyle tanımlayınca kendilerini, biz de onların tanımlarına cevap ararken, yeni nesil de onları tamda tanımladıkları gibi algıladı ve kabul etti. Onlar gibi giyinince, onlar gibi konuşunca, onlar gibi yaşayınca özgür olduklarını sandılar. Çünkü reklamları güzel ve çekiciydi. Ama bilmiyorlardı ki; bu zihniyet kıyafetinden dolayı insanları eğitim-öğretim hakkından ve seçilme hakkından mahrum bırakmıştı. Evet, onlar içkide, kumarda, batı gibi giyinmede, batıyı kültür alanında taklit etmede (keşke teknoloji ve ilim alanında da örnek alsalardı), kutsala saygısızlıkta çok daha fazla gelişmişti; biz ise geri kalmıştık. “Komedi” dediler, “Kahkahadan korkuyorsunuz.” dediler, “Ne var canım bunda?” dediler ve saygı duyduklarımıza nefret kustular. Kendi kutsallarına yönelik eleştiriyi bile kabul etmezlerken, kendilerine saygı ve özgürlük beklediler. Onlar gibi giyinmeyen ve düşünmeyenlere saldırmayı adeta amaç hâline getirdiler.
Peki, neden bir yasa çıkmaz kutsala saldıranlara? Tepkimizi dindirmek için gözaltına alıp sonra salıyorlar mı ki tekrar edip duruyor bu olaylar. Ya da neden protesto etmeyiz kutsalımıza saldıranlara ilginç!
Yoksa bizimkiler de onların tanımını hayatlarına koyup, farkında bile olmadan kişilik anahtarlarını onlara mı teslim etti? Yoksa vasıflandıranlar kısa yoldan kazandı da, vasıfları üstüne alınanlar kaybetti mi?
Eğer tanımlanan değil, tanımlayan taraf olsaydık, bu kez onlar öyle olmadıklarını ispat etme çabasına gireceklerdi. Fakat biz sürekli savunmada kaldık; onlar ise her seferinde saldırı pozisyonunu almaktan hiç çekinmediler.
Ne diyelim? Tanımlanan değil, tanımlayan olmak dileğiyle