Pazarlık
Pazarlık sünnettir diye başlar alışverişlerimiz. Satıcı üst perdeden açar ağzını, alıcı dipten vurur. Alt üst derken bir yerde buluşulur ve alınır. Alıcı çok indirim yaptırdığında kendini kazançlı zannederek malı ucuza aldığına sevinir; satıcı ise zarar ettim, aman kimseye söyleme diyerek bıyık altından gülümser. Alıcı da satıcı da kazandığını zanneder ama aslında güvenin kaybolduğunu kimse fark etmez.
Oysa Resûlullah’ın ne sözünde ne de uygulamasında böyle bir olaya rastlarız. Aksine, ticarette açıklık ve netlik vardır. Herkese farklı fiyat yoktur. Ticaretle uğraşan bir kadın sahabenin, mal alacağında önce düşük fiyat verip sonra yavaş yavaş yükselttiğini, satacağında ise önce düşük fiyat verip sonra yavaş yavaş indirdiğini söylemesi üzerine Resulullah ona şöyle cevap verir; “Böyle yapma. Bir şey almak istediğinde düşündüğün fiyatı söyle; verilir ya da verilmez. Satarken de yüksekten değil, satmak istediğin fiyattan sat.”
Peki, hiç düşündünüz mü pazarlık diyerek fiyatların şişirilmesi ile ne kazanıyoruz?
Aslında bu şekilde toplumun güvenilirliğini kaybettiğini hiç hesap ediyor muyuz?
Pazarlık yapamayan bir insan düşünün. Satıcı nasıl olsa pazarlık eder diyerek fiyatı baştan şişiriyor ve o kişi malı pazarlık yapmadan o fiyattan alıyor. Belki fark etmiyor. Ama sonra aynı malın, aynı satıcıdan bir başkasına daha ucuza satıldığını duyduğunda ne oluyor? İşte o an aldatıldığını, kimseye güvenilmemesi gerektiğini anlıyor.
Toplum olarak birbirimizin güvenini yavaş yavaş törpülüyoruz bu şekilde. Sonra da neden kimse kimseye inanmıyor diye hayıflanıyoruz.
Oysa fiyatın herkese aynı olması, pazarlığın değil dürüstlüğün esas alınması güveni perçinler. İnsan alışverişten sonra “Acaba aldatıldım mı?” korkusuyla eve dönmez. İçimizde huzur böyle başlar, güven böyle inşa edilir.
Unutmayalım! Güvenilir bir alışveriş ve insan bir ülkenin en sağlam temel taşıdır.