Mustafa Sağlam

SINAV GÜNÜ

Mustafa Sağlam

SINAV GÜNÜ

Gözümüzün nuru, geleceğimizin umudu çocuklarımız. Yıllarca verdikleri emek, çekilen meşakkat, uykusuz geceler… Arkadaşlarıyla oyun oynayacakları, gönüllerince eğlenecekleri en güzel yaşlarında onlar, masa başında sorularla boğuşuyorlar. Geleceğe umutla bakabilmek, bir is veya bir meslek sahibi olabilmek için onlarca soruyu hızlı ve doğru çözebilmenin telaşı içinde yıllarını tüketiyorlar. 

Anne ve babalar ise sınav günü çocukları strese girmesin diye ellerinden geleni yaparken; diğer tarafta öğrencilere stresle başa çıkabilme, çileden çıkmadan yaşayabilmeyi öğreten birileri de var. Nasıl mı?

Öğrenci daha sınav giriş belgesini eline aldığı ilk anda şok yaşar. Çevresinde onlarca okul varken sınav yeri şehrin öteki yakasında... Sınav kâğıdında o meşhur not:

“Sınava gireceğiniz binayı, adres bilgisini teyit etmek amacıyla sınavdan en az bir gün önce dışarıdan görünüz. ÖSYM'nin bu konuda hiçbir sorumluluğu bulunmamaktadır.”

Ne güzel değil mi? Sorumluluk daha sınav başlamadan çocuklara yüklenir.

Sınav görevlilerine istedikleri okulu seçme hakkı tanınır, taraftarlara yüz bin kişilik statlar yapılır ama “siz bizim geleceğimizsiniz” denilen öğrencilere mahallelerindeki okulda sınava girme imkânı çok görülür.

Üstelik kimse, “O okula toplu taşıma var mı veya Sabahın o saatinde ulaşım nasıl olacak?” diye sormaz. Her ailenin arabası olduğu, ebeveynlerin çocuklarını rahatça götürebileceği varsayılır. Aracı olmayanın taksiye bineceği düşünülür. Cebinde taksi parası var mı, yok mu kimsenin umurunda değildir.

Sonra sınav sabahı gelir ve şehrin altı üstüne gelir. Sağdakini sola, soldakini sağa gönderince trafik tam anlamıyla düğümlenir. Kornalar susmaz, yol ortasına bırakılan araçlar, aceleyle koşuşturan insanlar... Sanki sınav değil de kavimler göçü yaşanıyor. Bir an önce sınav binasına yetişmeye çalışırsınız. Allah korusun, birkaç dakika gecikirseniz geçmiş olsun heba olan o yıllara.

Belki de çocuklara daha sınav başlamadan “stres yönetimi eğitimi” veriyorlar, kim bilir! Öğrenciyi daha sınav başlamadan strese sokup sonra da sorulara odaklanmasını beklemek, gerçekten ilginç bir eğitim modeli!
Herhâlde bu sistemi kuranların mantığı şu: “Emeksiz yemek olmaz.”

Peki, yolda çekilen trafik kargaşası nedeniyle yaşanılan stres, ülke dışından ihraç ettiğimiz benzin israfı, zaman israfını neden kimse hesaba katmaz. 

Nihayet sınıfa girersiniz. Önce kirli sırayı elinize bir bez alıp silmeyi düşünürsünüz. Sonra ayaklarınızın sığmadığı küçücük sıraya yerleşmeye çalışırsınız. O da yetmez; oturduğunuz sıra gacur gucur eder, ayaklarından biri kısa olduğu için sallanır durur. Elinize bir takım çantası almayı ve sıranın ayaklarını ayarlamayı düşünürsünüz. Aklınıza müthiş bir fikir gelir, verdikleri peçeteyle sırayı dengelemeyle işi çözersiniz.

Tam o sırada görevli fermanı okumaya başlar: “Bu yasak, şu yasak, bunu yaparsanız sınavınız geçersiz...” Sınav başlamıştır artık.

Siz üç saat boyunca sert sırada kıpırdamadan oturmaya çalışırken, görevli sınıfta mekik dokur. Konsantrasyonunuz tam oluşmuşken yanınızdan geçer, arkanızda durur, önünüze gelir. Bir ara başınızı kaldırırsınız, görevliyle göz göze gelirsiniz. Öyle dikkatle bakıyordur ki, bir an “Yoksa farkında olmadan kopya mı çekiyorum?” diye kendinizi suçlu hissetmeye başlarsınız. Zaman su gibi akıp gider. Bir anda o meşhur cümle duyulur: “Kalemleri bırakın!” Ve sizden bir anda kalemi elinizden fırlatmanız beklenir. Sanki kalemi bırakmakta yarım saniye gecikseniz hayat duracak…

Sonra gözünüzü bir açarsınız... Meğer bunların hepsi rüyaymış.
 

Yazarın Diğer Yazıları