Yaptırım Gücü
"Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi" demişti Türklerin altın çağı hükümdarı Sultan Süleyman.
Devlet, toplumu bir arada tutan, düzeni ve nizamı sağlayan en büyük ailemizdir. Devlet aynı toprak üstünde yaşayan bütün vatandaşlarını küçük-büyük, güçlü-güçsüz ayrımı yapmadan kendi öz evladı gibi sarıp sarmalayan, haklının haksızdan hakkını almasını bilen en büyük yaptırım gücüdür. İşte böyle olursa halk kendini güvende hisseder, aidiyet duyar.
Peki ya yaptırım gücünün zayıfladığı ya da zayıf algılandığı anlar olursa, işte o zaman toplumda farklı duygular filizlenmeye başlar. Böyle durumlarda halkın seçtiği yöneticiler değil, ayanlar (nüfuzlu kişi) söz sahibi olur ki buda beraberinde güçsüz, zayıf, fakir fukara insanların hakkının yenilmesini gün yüzüne çıkarır. Devletin hükmünü yok sayan kişiler, firmalar türer ve halkta içten içe bir sitem başlar.
Nitekim Bakanımız M. Şimşek “Firmalara kredi kartıyla ödemede komisyon farkı istememesi, isteyen firmalara ceza kesileceğini” bildirmiş, hatta vatandaşın şikâyet etmesini istemişti. Yani anlayacağımız dilde banka komisyonunun müşteriye yansıtmanın haksız, hukuksuz, açıkça yasak ve ceza gerektiğini bildirmişti.
Bildirmişti bildirmesine ama bu söylemlere rağmen Ülkemde tekel haline gelmiş olan bazı firmalar halen göz göre göre bu uygulamaya devam ediyor, kimseyi takmadığını alenen beyan ediyor ve kimse dur demiyor ya da diyemiyor. Araç muayene istasyonuna gidiyorsunuz firma kart ödemesinde fark alıyor ve siz vatandaş olarak yasak, haksız diye veryansın ediyorsunuz, ardından koştur koştur tutuyorsunuz tüketici hakem heyetinin yolunu. Tüketici hakem heyeti karar veriyor vatandaş lehine, ama o da ne; kararı takan kim, ödemiyor, ödettiremiyor kimse. Ardından yapmanız gereken icraya başvurmak, tabi siz küçük bir ücret farkı için bu kadar koşturmaktan yoruluyorsunuz ve hakkınızı helal etmeden yerinize oturuyorsunuz. Tabi sizin için küçük bir rakam ama her gün binlerce vatandaştan böyle para toplayan firmayı düşünün!
Peki, bunu yapan küçük bir işletme olsaydı ne olurdu hiç düşündünüz mü? Tabii ki sonucu herkes biliyor.
İşte bizim sorunumuz da tam burada başlıyor. Hani hatırlar mısınız Kemal Sunal’ın “Kibar Feyzo” filminde güzel bir replik vardı; ücreti eksik verilince “Benimki niye ötekilerden eksik? Onlar sendikalı, Ben de Harranlıyam? Git ulan işine!” deyince gülerek izlemiştik çocukken. Anlamamıştık o günlerde bize toplumun sıkıntılarını anlattığını. Büyüyünce anladık ki değişen bir şey yok filmin çekildiğinden bu yana.
Bir vatandaş olarak beklentimiz: yaptırım gücünü öyle güzel kullanın ki kimseye adaletsizlik, eşitsizlik yapılmasın. Sahada bazı güçlüler at koşturmasın. Talebimiz çok basit: kuralların herkes için eşit uygulanmasını, alınan kararların güçlü güçsüz ayırt etmeden uygulanmasını, söylemde değil sahada karşılık bulmasını ve hakkını arayan kişilerin değil, aramayan yâda arayamayan kişilerinde hakkının zayi olmamasını istiyoruz.
Çünkü güçlü devlet, sadece kuralları koyan değil; o kuralların herkese eşit şekilde uygulandığını hissettiren, uygulamayana da Demokles'in Kılıcını gösterendir.