Daha fazla alışveriş huzur veriyor mu?
Sevtap Yıldız
Eskiden insanlar alışverişe ihtiyaçlarını karşılamak için çıkardı. Bugün ise çoğu zaman can sıkıntısını gidermek, modayı yakalamak veya başkalarına ayak uydurmak için alışveriş yapılıyor. Tüketim artık yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, yaşam biçimine dönüşmüş durumda. Peki gerçekten satın aldığımız her şeye ihtiyacımız var mı?
Teknolojinin gelişmesiyle beraber alışveriş yapmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Telefon ekranına birkaç kez dokunmak, kapımıza yeni bir ürünün gelmesi için yeterli oluyor. Üstelik sosyal medya ve reklamlar sürekli olarak bize "Daha iyisine sahip olmalısın." mesajını veriyor. Bu noktada insanların ihtiyaçları değil, istekleri ön plana çıkıyor.
Oysa tüketim çılgınlığının görünmeyen bir bedeli var. Kullanılmadan dolaplarda bekleyen kıyafetler, kısa sürede eskiyen elektronik eşyalar ve çöpe giden tonlarca gıda yalnızca bireysel israf anlamına gelmiyor. Aynı zamanda doğanın kaynakları da hızla tükeniyor. Bir telefonun yapımında kullanılan madenler ya da plastik ambalajların çevreye verdiği zarar, çoğu zaman alışveriş heyecanının gölgesinde kalıyor.
İşin düşündürücü tarafı ise mutluluğu ve huzuru alışverişte aramamızdır. Bence bu geçici bir çözüm olmaktan başka işe yaramıyor. Yeni alınan bir ürünün verdiği heyecan çoğu zaman kısa sürüyor. Ardından yeni bir ihtiyaç hissi doğuyor ve bu döngü tekrar ediyor. Yani tüketim bizi tatmin eden değil, sürekli daha fazlasını istemeye yönelten bir alışkanlığa dönüşüyor.
Elbette kimse alışveriş yapmasın demek gerçekçi olmaz. Ancak bilinçli tüketici olmak mümkündür. Bir ürünü satın almadan önce "Buna gerçekten ihtiyacım var mı?" sorusunu sormak bile önemli bir adımdır. Kaliteli ve uzun ömürlü ürünleri tercih etmek, israfı azaltmak ve sahip olduklarımızın değerini bilmek hem bütçemize hem de çevreye katkı sağlar.
Toplum olarak sahip olduklarımızla değil, ürettiklerimizle ve paylaştıklarımızla değer kazandığımızı hatırlamamız gerekiyor. Çünkü tüketimin sınırı yoktur.
Bence gerçek zenginlik daha fazlasına sahip olmakta değil, elimizdekilerin kıymetini bilmekten geçer.