VİCDANLARDA BAYRAM TEMİZLİĞİ-I
Bayramlar… Ziyaret, şeker, kahve ve sohbet ile güzelleşir. Tatlı yenir, tatlı söylenir. Ama bayramlar sadece bunlardan ibaret değildir; dünya telaşına kapılıp görüşemeyenler bir araya gelir. Bazen bir dertleşme, dert dinleme, bazen de kafa dinlemedir.
*
Dinimiz, geleneğimiz “bayramda küsler barışır” der… İyi de bu sözleri kim dinler. Dinlemek demek, duymak demek değildir, anlamayı da gerektirir. Anlamak ise yaşamına uygulayabilmektir. Dinin şekillerini taklit eden, sözlerini tekrar eden ama yaşamına uygulamayanlara ne denir?
*
Hoş geldin beş gittin gibi boş sohbetlerle bazı bayram ziyaretleri heba edilir. Küslerin barışması yanında, kırgınlık, kıskançlık, alınganlık ve yanlış anlamalar küslüğe dönüşmeden önce, zamanında helalleşmek gerekir. Yoksa araya zaman girdikçe öfke nefrete, nefret kine dönüşür, dedikodu çoğalır, fesat güçlenir, hafızalar yanılır, yanılgılar kemikleşir.
*
Helalleşmeyi ertelememek gerekir. İyi de helalleşme nedir? Hesaplaşma olmadan helalleşmek geçerli midir? Hayır, bence hesaplaşmadan helalleşmek sözdedir, lafta kalır. Boşa gider.
*
“Lafta kalmasını istemeyen kişi, olayları sonuçlara göre olduğundan çok sebeplere göre değerlendirmeyi ve görüntünün söylentinin ardında yatan işin aslını aramayı öğrenmelidir.” Sözlerden ziyade mana ile konuşmayı, doğru konuşmak kadar doğru dinlemeyi de öğrenmelidir.
*
“Her yıl iki dini bayramımızı helalleşme kültürümüze yakışacak sohbetlerle küsleri barıştırmak, kırgınlıkları küslüğe dönüşmeden ortadan kaldırmak için değerlendirebilsek, İslam coğrafyasında huzur artar, kişiler arasında güven artar, Müslümanlar bu dünyada cenneti yaşar… Diğerleri de böyle Müslümanlara, eleştirmek için değil, örnek almak için bakar”… Ama bu güzel düşünceler hayallerde, düşüncede, sözde kalıyor nedense?
*
Nedensesi mi var? “Bir günah işlediğinde git abdest al, namaz kıl, Allah affeder” diyenler var. Doğru bilgiler ile bile milletimizi yanlış yollara saptıranlara, işin aslını aramadan aldananlar var. Evet, “namaz, günahına kefaret olur ama kul hakkına giren günaha kefaret olmaz namaz” gerçeğini atlıyorlar. Doğru bir bilgiyi yanlış uyguluyorlar. Samimi Müslümanların, mümin olmak isteyenlerin bu inceliği anlayacak seviyede düşünmeyi öğrenmesi gerekiyor. Hani denir ya “kalabalıkta işlenen kusurun, tenhada özrü olmaz” diye. Öyle işte!
*
Evlerde yapılan bayram temizliği kadar, vicdanların da temizlenmesi gerekiyor.
*
Tekrarda yarar var diye hatırlatayım; ilk öğrendiğimde etkilendiğim, hatta biz niçin yapamıyoruz diye üzüldüğüm, eski bir Japon geleneğinde olduğu gibi; bizde de akrabalar bayramın bir günü, sözü dinlenen bir aile büyüğünün evinde toplansa… Geçen yıl boyunca oluşan kırgınlıklar konuşulsa. Herkes eteğindeki taşları, karnındaki kurtları dökse, yanlış anlaşılmalar düzeltilse… Dedikodular çöpe atılsa. Haksızlık yapan özür dilese, hatta sebep olduğu yanlışı, yanlış anlamayı düzeltse, gücü yetiyorsa yaptığı haksızlığın zararlarını tazmin edebilse… Helallik lafta kalmasa, gerçekten alınsa… Kalır mı tatsızlıklar, haksızlıklar, küslükler gelecek yıla?
*
Kalmaz elbette. Ama bu konuda 15 yıl kadar önce ilk yazdığımda bazı okurlarım beğenilerini ifade ederken, bazı okurlarım da “böyle bir bayramlaşma kan gölüne döner bizde” manasında endişelerini dile getirmişti. Çünkü “haklı çıkmak için konuşanlar, hakikati ortaya çıkarmak için konuşanlardan daha haris ve daha baskın oluyor” genellikle. Hatta bir okurum da “böyle bir toplantıyı yaparız ama kavgasız bitirecek seviyede medeniyet bilinci yok bizde” demişti.
*
Şöyle tiplerin çoğaldığı bir toplumda, medeniyet bilinci nasıl gelişir sizce? Kişiler arasında laf taşırken, lafı kendi menfaatine göre çarpıtanlar. Aldığı borcu ödemeyip, bir de borç vereni kötüleyerek küslük çıkarıp, arayı açanlar. Gördüğü iyilik karşısında teşekkür etmek yerine eziklik duyan ve iyilik edeni kötüleyen, hatta ezmeye çalışanlar. Ya da yaptığı iyiliğe karşılık beklerken kendisine yapılan iyiliği gizleyen, iyilikleri ticaretmiş gibi anlatanlar. Yüzüne karşı överek ve gülerek konuştuğu kişinin ardından iftira atıp, dedikodu yayan vefasızlar…
*
Bunların çıkardığı dedikodu, attığı iftira ve çamur bir yana, bir de bunlara, aldananlar var. Hem de işin aslını aramadan, aldığı duyumu kaynağından sorgulamadan, doğrulamadan aldananlar ve aldandığı yalanları yayanlar. Hangisi daha kötü, bir toplum için sence? Hangisi daha zararlı huzurumuza, birliğimize, dirliğimize?
*
İyi de böyle düşük tiplere mi teslim olsun toplumsal huzurumuz? Böyle düşük tiplere göre mi yorumlansın dinimiz, vefasızlara göre mi uygulansın geleneğimiz? Yoksa insan olma seviyesinde yükselmeye çalışan tiplere göre mi? İnsan olmaya giden yollar kötülerin etkisi ile mi sapacak, yoksa iyilerle mi hedefe ulaşacak? Bu sorulara, doğru cevapları verecek ve kötülüğe saptıranlara dur diyecek birileri, yok mu? Ne zaman ortaya çıkacak?
*
Sorular cevapsız kalmasın, sonraki yazımızda devam edelim. Dini bayramlarımızı özgürce yaşayabilmemizi sağlayan milli bayramlarımızı da analım vefa gereği; 19 Mayıs ile birlikte Kurban Bayramımız kutlu olsun.
*
Gelecek yazımızda ve huzurlu yarınlarda buluşmak duası ile selam olsun, zan ile konuşmak yerine işin aslını arayan herkese…