VİCDANLARDA BAYRAM TEMİZLİĞİ-II
Önceki yazımı şu soru ile bitirmiştim; iyi de böyle düşük tiplere mi teslim olsun toplumsal huzurumuz? Böyle düşük tiplere göre mi yorumlansın dinimiz, geleneğimiz yoksa yükselmeye çalışan tiplere göre mi? İnsan olmaya giden yollar kötülüğe göre mi sapacak yoksa iyilerle mi hedefe ulaşacak? Bu sorulara, doğru cevapları verecek ve kötülüğe saptıranlara dur diyecek birileri, yok mu? Ne zaman ortaya çıkacak?
*
Cevap aramaya devam edelim.
*
Cevabı ararken biz ışık tutacak bir soru daha düşüyor zihnime; yok diyerek, biz yapamayız diyerek, bizde olmaz diyerek yanlışta devam mı edelim? Yoksa küslüğe, güvensizliğe, samimiyetsizliğe, huzursuzluğa mı teslim olalım, ya da dinimiz İslam’ın mana kökü olan “selam” yani “huzura ve barışa” teslim olmanın yollarını mı arayalım?
*
Müslümanlar arasında güveni ve huzuru tesis etmek için neler yapalım?
*
Gelin artık bu soruya cevap arayalım. Lafta kalan, samimiyetsiz barış konuşmaları yerine hesaplaşarak, gerçekten helalleşmeyi öğrenerek gerçek barışın, huzur ve selamın yayılması için sahi, ne yapalım?
*
Her şeyden önce “haklı çıkmak için konuşmak yerine, hakikati ortaya çıkarmak için konuşanları, doğru dinlemeyi öğrenmeli milletimiz” diyenler öne çıkıyor bence… İyi de nasıl? Bunu öğrenmenin de bir yolu yordamı olmalı değil mi? Gelin adım adım, aşama aşama, katman katman öğrenmenin yollarını arayalım.
*
Bayramlarda, kırılan gönüllerin onarılması, kırgınlıktan doğan suskunlukların çözülmesi için önce kibrin geri çekilmesi, kişinin kendi nefsini yenebilmesi gerekiyor bence. Bu gerekliliği hissetmek, kibrini yenmek isteyen kişilere “gurur ile onur arasındaki farkı öğrenmesi için” büyük bir fırsat veriyor. “Sözler küçüktür ama büyük anlamlar taşır” ve sözlerle konuşurken mana ile konuşmayı da öğrenmek gerekir.
*
Koca koca adamlara kadınlara konuşmayı öğrenin demek ne kadar garip değil mi? Sen öğrenmek isteyince, etraftan sanki bilmiyormuşsun gibi bakanları da unutmamak gerekir. O bakışlar altında kim öğrenmek ister ki? Öyle bakanları utandırmak için bile öğrenilir aslında… Ama gurur, kibir engel olur, nefsini terbiye edememiş, nefsini kontrol etmeyi öğrenememiş olanlara.
*
İşte burada insan ile beşer arasındaki fark giriyor sahneye. Herkes kendini “en insan” gibi göstermeye çalışır ama bilmediğini bilmeden insan olunur mu? Sen söyle! Çoğu kişi bu soruya cevap vermez nedense!… Ve ne gariptir ki; aynı sofraya oturup yıllarca birbirine küsenler, aynı camide omuz omuza saf tutup birbirine selam vermeyenler, aynı aileden olup birbirinin cenazesine gitmeyenler, böyle yaşamayı insanlık zannederler…
*
Çünkü Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki “zannın çoğu günahtır”; zan ile karar vermeyin, zan ile konuşmayın, zan ile hareket etmeyin gibi uyarılarını dikkate almayı bilmezler.
*
Bu kafayla devam edenler, zamanla özür dilemeyi de unutur, affetmeyi de. Duyguları katılaşır, davranışları odunlaşır, kalpleri taşlaşır, affetmeyi bile zayıflık zannederler. Hatta affederken bile ezer, zalimleşirler.
*
Bazıları haksız oldukları durumlarda bile “haklı çıkmak” uğruna mutlu olmaktan ve mutlu etmekten vazgeçerler. Bu tipler, özelde ailesinin ve çevresinin, genelde toplumun huzur bulmasını engellerler.
*
Bunları düzeltmek zor olsa da yeni nesil çocuklarımızın, gençlerimizin bozuk yetişkinlere benzemeden, düzgün yetişmesini sağlamak için bile değer bu emeği çekmeye. Eski bir Japon geleneğinde olduğu gibi, bizde de akrabalar bayramın bir günü, sözü dinlenen, adil bir aile büyüğünün evinde toplansa… Geçen yıl boyunca oluşan kırgınlıklar konuşulsa. Herkes eteğindeki taşları, karnındaki kurtları dökse, yanlış anlaşılmalar düzeltilse… Dedikodular çöpe atılsa. Haksızlık yapan özür dilese, hatta sebep olduğu yanlışı, yanlış anlamayı düzeltse, gücü yetiyorsa yaptığı haksızlığın zararlarını tazmin edebilse… Yaptığı, yapanın yanına kâr kalmasa…
*
Toplantı, güçlü olanın değil haklı olanın kazanmasını sağlasa… Helallik lafta kalmasa, gerçekten alınsa… Kalır mı haksızlıklar, huzursuzluklar, küslükler gelecek yıla?
*
Bunu başarmak zor olmamalı! Helalleşmek olgunluk gerektirir, olgunluk haklıyken bile gönül alabilmektir. Çünkü insanın büyüklüğü, ne kadar sert konuştuğuyla değil, gerektiğinde yumuşayabilmesiyle ölçülür. Olgun bir insan olmak yani insan-ı kâmil olmak, gücü yanında merhametini de gösterebilmeyi gerektirir.
*
Bayramların en güzel yanı da budur aslında: beşere, insan olma seviyesine giden yolda ileri doğru, doğru bir adım daha atması için fırsatı verir…
*
Bu değerlerimizi hatırlarken, dini bayramlarımızı özgürce yaşayabilmemizi sağlayan milli bayramlarımızın da hakkını vermek gerekir. Vefalı olmak bunu da gerektirir; 19 Mayıs ve Kurban Bayramımız kutlu olsun birlikte…
*
Aldanmak yerine anlamak için düşünen, düşünerek konuşmayı öğrenen çocuklarımız ve gençlerimiz sayesinde devletimiz, milletimiz daim olsun gelecekte.
*
Huzurlu yarınlarda buluşmak duası ile selam olsun, zan ile konuşmak yerine işin aslını arayan herkese…