Ayşe Özel

DÜNYA BAĞRIRKEN SUSMAK: SÖYLEMEZ BABA

Ayşe Özel

DÜNYA BAĞRIRKEN SUSMAK:  SÖYLEMEZ BABA

Bir şehir, saklamak istediği sırları nereye gizler? Bazen devasa kütüphanelerin tozlu raflarına, bazen de bir pazar yerinin en gürültülü dâhili, bağrışan balıkçı tezgâhlarının tam ortasına. Konya’nın göbeğinde, Muhacir Pazarı’nın o taze balık kokulu, koşturmacalı hengâmesinde adeta zamandan kopmuş bir taş bina yükselir: Söylemez Baba Türbesi.

Çoğumuzun önünden aceleyle geçtiği, belki de pazar torbalarını taşırken gölgesinde soluklandığı bu mekân, aslında Anadolu’nun en sıra dışı, en ağzı sıkı tanığıdır.

───

Tarih sayfalarını karıştırdığımızda karşımıza Hindistan’ın Allahâbat bölgesinden kalkıp Konya’ya yerleşen bir seyyah derviş çıkar: Şeyh Fazıl Hüseyin Efendi. Konya halkı ona neden mi "Söylemez Baba" demiştir? Çünkü o, dünyaya kelimelerle değil, gönül diliyle bakmayı seçenlerdendir.

Şeyh Fazıl Efendi, hayatı boyunca insanlarla neredeyse hiç konuşmaz, vaktini tamamen derin bir tefekkür ve sükûtla geçirirdi. O, Peygamber Efendimizin "Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sussun" hadis-i şerifindeki o muazzam desturu hayatının tam merkezine koymuş, kalbini ve dilini bu ahlakla mühürlemişti. Bu dünyadan elini eteğini çekmiş, ağzından tek bir boş veya faydasız söz çıkmayan bu dervişin sünnete bağlı sessizliği zamanla onun kimliği hâline geldi. Öyle ki, dönemin koskoca Osmanlı sadrazamı bile Konya ziyareti sırasında bu namı duyup tekkede onu ziyarete gelmişti. Sadrazamın sorduğu hiçbir soruya cevap vermeyip o heybetli, hadis bilinciyle kuşanmış sessizliğini bozmayınca, koca devlet adamı hayranlıkla şu sözleri sarf etti: "Bu zat gerçekten 'Söylemez' bir dervişmiş." İşte o günden sonra bu asil sükût, hem sarayda hem halk arasında onun resmi lakabı oldu.
Söylemez Baba, dervişlik hırkasını giydiği andan itibaren sessizliği bir kale gibi ruhuna örmüş; bu sessiz kaleyi ömrünün sonuna dek büyük bir sadakatle korumuştu. Halk arasında gizemli suikast söylentileri fısıldansa da resmi arşivler gerçeği başka anlatır. Şeyh Fazıl Efendi, herhangi bir cinayete kurban gitmemiş; takvimler 4 Eylül 1910 yılını gösterdiğinde, yaklaşık 83 yıllık bilgece, seyyah ve tertemiz bir ömrün ardından  hayata gözlerini yummuştu. Vefatının ardından ise henüz hayattayken bizzat kendisi için yaptırdığı bu sükût kalesine, yani bugünkü türbesine ebedi istirahatgahına defnedildi.
Ancak asıl ilginç olan, onun ömrü boyunca sadık kaldığı bu derin sessizliğinin, vefatından yıllar sonra bir milletin kurtuluş çığlığına gizlice ev sahipliği yapmasıdır.
Milli Mücadele yıllarında Konya’yı işgal eden İtalyan askerlerinin baskısından kaçan vatansever gazeteciler, ünlü Öğüt Gazetesi’nin matbaa makinelerini bir gece yarısı gizlice bu türbenin mahzenine taşırlar. İşgalciler dervişlerin mekânına baskın yapmaya korkarken, içeride hummalı bir direniş yayını basılmaktadır. Yakalanma korkusuyla titreyen gazeteciler birbirlerinin kulağına fısıldar: "Korkmayın, Söylemez Baba kimseye bir şey söylemez, onun ağzı sıkıdır!"
Ne muazzam bir tezat değil mi? Hayatı boyunca susmayı seçen bir dervişin yanı başında, bir milletin bağımsızlık haykırışları basılıyor; ama o derviş, sırrını yine hiç kimseye söylemiyor.

───

Bugün yolunuz Muhacir Pazarı’na düşerse, terazilerin şıkırtısı, esnafın feryadı ve balıkçıların "taze bunlar" nidaları arasında o kalın kesme taş duvarlı küçük kümbede durup bir saniye bakın. İçeride, demir parmaklıkların ardında, çağın tüm gürültüsünü göğsünde eriten asırlık bir sükût yatıyor. Dünya dönüyor, pazarlıklar yapılıyor, fiyatlar yarışıyor ve insanlık kendi küçük hırslarının arasında durmaksızın bağırıyor... Söylemez Baba ise koca bir pazarın tam kalbinde, zamansız kabrinde öylece durmuş, bencil telaşlarımıza bakıp o bildiği büyük hakikati susmaya devam ediyor. Hakiki bir sözü olmayanların bangır bangır bağırdığı bu dünyada, belki de en ağır tokat, 1910'dan beri tek bir kelime etmeden her şeyi anlatan bir dervişin sessizliğidir. Dinlemesini bilene, o pazar yerinde fırtınalar kopuyor.

Şehrimizde bulunan büyüklerimizin kıymetlerinin bilip himmetlerine lâyık olabilmek duası ve ruhaniyetlerine birer Fatiha hediye etmek temennisiyle.
Sevgi ve saygı ile…

Yazarın Diğer Yazıları