Gül Bahçesinin Sessiz Sakini: Hürrem Paşa
Konya Mevlana Dergâhı’nın kapısından içeriye, o eski Selçuklu sarayının Gül Bahçesi’ne adım attığınızda, manevi bir iklim sizi sarmalar. Göğe yükselen o meşhur Yeşil Kubbe’nin gölgesinde, bu mukaddes avlu yalnızca Hz. Mevlâna’yı değil, asırlardır bu topraklara ruhunu üflemiş pek çok önemli ismi de bağrında taşır. Avluda gezinirken gözünüzün çarptığı Sinan Paşa, Fatma Hatun, Hasan Paşa ve Mehmet Bey türbeleri, bu bahçenin geçmişe açılan ebedi kapıları gibidir. Her biri ayrı bir dönemin, ayrı bir sadakatin nişanesidir. İşte bu sessiz sakinlerin arasında, Matbah-ı Şerif’in hemen doğusunda vakur bir edayla yükselen Hürrem Paşa Türbesi de bu asil halkanın en önemli zincirlerinden biri olarak bizi selamlar.
Girişindeki beyaz mermer bilgilendirme tabelasını incelerken, insanı bir anda 1528 yılının Osmanlı dünyasına götüren büyüleyici ve kahramanca bir hikayeyle karşılaşıyoruz. Bu zarif türbe, meşhur vezir İskender Paşa’nın oğlu, Karaman Beylerbeyi Hürrem Paşa için yaptırılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Konya valiliği de yapan Hürrem Paşa, Anadolu'da patlak veren Baba Zünnun İsyanı'nı bastırmak üzere çıktığı seferde, Kayseri yakınlarındaki Kurşunlubeli'nde kahramanca çarpışarak şehit düşmüştür. Onun bu ani şahadeti üzerine eniştesi olan dönemin kudretli sadrazamı makbul ve maktul İbrahim Paşa, bu sekizgen yapıyı dergâh avlusunun ilk paşa mezarı olarak inşa ettirmiştir. İmparatorluğun zirve yıllarının o parıltılı ama bir o kadar da fırtınalı havası, türbenin taşlarına adeta sinmiş durumdadır.
Mevlana Dergâhı’ndaki diğer komşuları gibi mimari bir şaheser olan bu yapı, klasik Osmanlı türbe mimarisinin en asil örneklerinden birini sunuyor. Girişindeki iki sütunlu, dört sivri kemer üzerine oturan o zarif kubbeli revak, ziyaretçiyi içeriye adım atmadan önce adeta bir saygı duruşuna davet ediyor. Doğu, batı ve güney yönlerine açılan üç penceresinden içeri sızan gün ışığı, iç mekandaki sivri kemerli nişleri aydınlatırken, zamanın gelip geçiciliğini duvarlara nakşediyor.
Türbenin kapısındaki celi sülüs hatla yazılmış yapım kitabesi, geçmişin estetik anlayışını bugüne taşırken, içeride yan yana yatan iki mezar sandukası derin bir dostluk ve devlet geleneği hikayesi fısıldıyor. İlki Hürrem Paşa'ya ait olan bu kabir, kendisinden yaklaşık çeyrek asır sonra, 1554 yılında ebediyete irtihal eden bir diğer önemli isme de yuva olmuştur: Kanuni döneminin Şam eyaletinde sancak beyliği yapmış saygın ümerasından Mutasarrıf Hacı Bey. Üzeri Ayetü'l-Kürsi ve İhlas sureleriyle bezenmiş gri mermer sandukasıyla Hacı Bey, aynı döneme adanmış bir ömrün nişanesi olarak Hürrem Paşa ile aynı kubbenin altında, aynı sessizlikte huzur buluyor.
Bugün modern dünyanın koşturmacası arasında, Mevlana Müzesi'nin diğer ulu türbelerini de selamlayıp bu tabelanın önünde durmak, sadece bir tarihi metni okumak demek değildir. O taşlara dokunmak; sadakati, şahadeti, sanatı ve beş asırlık bir hafızayı hissetmektir. Hürrem Paşa Türbesi, Konya’nın kalbinde, komşusu olduğu diğer tüm abidevi yapılarla birlikte geçmişin büyüklüğünü ve geleceğe bırakılan kalıcı izleri hatırlatmaya devam ediyor. Ne mutlu o izleri takip edebilenlere…
Şehrimizde bulunan büyüklerimizin kıymetlerinin bilip himmetlerine lâyık olabilmek duası ve ruhaniyetlerine birer Fatiha hediye etmek temennisiyle.
Sevgi ve saygı ile…