Mevlâna’nın Gölgesinde Sessiz Bir Tarih: Hasan Paşa Türbesi
Her gün binlerce yerli ve yabancı turistin akın ettiği, şehrimizin kalbi sayılan Mevlâna Dergâhı, sadece yeşil kubbesiyle değil, her bir köşesine sinmiş gizli tarih sayfalarıyla da yaşar. Çoğu zaman günlük koşturmacanın içinde önünden fark etmeden geçtiğimiz, bazen de sadece dışarıdan şöyle bir göz gezdirdiğimiz o taş yapılar, aslında Konya’nın hafıza kartlarıdır. Bu hafızanın en zarif ama bir o kadar da mahzun tanıklarından biri, dergâhın güneybatı köşesinde arz-ı endam eden Hasan Paşa Türbesi’dir.
Geçtiğimiz günlerde türbe avlusunda yürürken gözüm, türbenin hemen yanına yerleştirilen o beyaz bilgilendirme tabelasına takıldı. Önünde durup yazılanları okuyan birkaç bilinçli ziyaretçi dışında, kalabalığın büyük kısmı adımlarını doğrudan Hz. Pir’in huzuruna doğru sıklaştırıyordu.
Oysa o tabelanın işaret ettiği sekizgen gövdeli taş yapı, Sultan II. Selim döneminde şehrimizi yöneten Karaman Beylerbeyi (Rus) Hasan Paşa’nın bu topraklara bıraktığı, Hicri 981 (Miladi 1573-1574) yılından kalma çok kıymetli bir mirasıydı.
Devşirme kökenli bir devlet adamı olan Rus Hasan Paşa, Konya merkezli koca Karaman Eyaleti'nin en üst düzey idari ve askeri yöneticisiydi. Görev yaptığı yıllarda şehrimizin asayişinden bayındırlığına kadar her alanda ter döken bu kudretli vali, vefat ettiğinde o dönemin en büyük saygı nişanesi olarak Mevlâna Dergâhı'nın haziresine defnedilmişti. Yapının meşhur kesme Gödene taşından örülen duvarları, yüzyıllar boyu bu vefayı sessizce haykırdı.
Hatta türbe kitabesinde onun ebediyete göçüşü şu edebi mısralarla ölümsüzleştirilmişti: "Hasan Paşa idüp rıhlet cihandan, ‘Alem kaldırdı mülk-i câvidane... Didi târîh-i fevtin hâtıf-ı ğayb: Ola cânına Cennet âşiyane." yani "Cennet onun ruhuna yuva olsun."
Peki, önünden geçip gittiğimiz bu tarihi yapı neden her daim kapalı?
Meraklı gözlerin kapısında bir kilit gördüğü Hasan Paşa Türbesi, aslında kapılarını tamamen kapatmış değil; sadece zamana ve ilme hizmet eden muazzam bir dönüşüm geçirmiş durumda. Geçmiş yüzyıllarda batıya bakan asıl giriş kapısı taş örgüyle kapatılan türbe, Osmanlı'nın geç dönemlerinden itibaren Dergâh Kütüphanesi olarak kullanılmaya başlandı. Cumhuriyet döneminde ise hemen yanındaki Çelebi Dairesi ile birleştirilerek paha biçilemez el yazmalarının korunduğu bir arşiv ve ihtisas kütüphanesine dönüştürüldü. Yani o taş duvarlar bugün, içerisindeki kabirle birlikte asırlık kitapları, tarihin yazılı hafızasını koruyan kutsal bir mahfaza görevini üstleniyor. İçerideki ilmi mesai ve hassas arşiv şartları nedeniyle de kapıları haklı olarak genel turist ziyaretine kapalı tutuluyor.
Bu şehirde yaşayan, bu toprağın ekmeğini yiyen biz Konyalılar için tarih, sadece kitap sayfalarında kalan bir soyutluk olmamalı. Şehrimizin yerel yöneticilerinden esnafına, gencinden yaşlısına kadar hepimizin, burnumuzun ucundaki bu değerleri, yani bir dönemin kudretli valisi Hasan Paşa gibi şahsiyetleri, onların hikayelerini ve bu mekanların kütüphaneye uzanan sessiz dönüşümlerini çok iyi bilmesi ve gelen misafirlere anlatması gerekiyor.
Turizmi sadece "Gel, gör ve git" sığlığından çıkarıp, Hasan Paşa Türbesi gibi detaylarda saklı olan estetiği, bilimi ve derinliği görünür kılmak bizim elimizde.
Bir dahaki sefere yolunuz Mevlâna Müzesi’ne düştüğünde, adımlarınızı sadece bir anlığına yavaşlatın. O beyaz tabelanın önünde durun, Hasan Paşa’nın kesme taşlarına bakın ve o taşların ardında hem bir valinin yattığını hem de asırlık kitapların korunduğunu bilerek kitabenin ruhunu hissetmeye çalışın. Çünkü o koca tarih, bize geçmişimizi unutmama ve geleceğe aktarma sorumluluğunu fısıldıyor. Şehrimizin her bir taşına sahip çıkmak, Konya’ya olan vefa borcumuzdur.
Şehrimizde bulunan büyüklerimizin kıymetlerinin bilip himmetlerine lâyık olabilmek duası ve ruhaniyetlerine birer Fatiha hediye etmek temennisiyle.
Sevgi ve saygı ile…