Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği, hoşgörünün ve tasavvufun kalbi olan Konya Mevlânâ Türbesi, sadece Hz. Pîr’in dehasını değil, asırların yaşanmışlıklarını da bağrında saklıyor.
Yeşil Kubbe’nin gölgesindeki o büyük kalabalığın içinden sıyrılıp türbe avlusunun doğu kesimine doğru ilerlediğinizde, kesme taştan yapılmış son derece zarif ve sekizgen planlı bir yapı dikkat çeker. Önündeki kalabalıkların çoğunlukla fark etmeden geçtiği bu yapı, asırlık bir baba acısının ve Erken Osmanlı döneminin zarafetini taşıyan Fatma Hatun Türbesi’dir.
Tarih kayıtlarına göre bu sessiz mekan, 1585 (H. 993) yılında dönemin Karaman Eyaleti Beylerbeyi olan ve ilerleyen yıllarda Osmanlı tarihinin en sert sadrazamlarından biri olarak tanınacak "Kuyucu" Murat Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Devlet kademelerinde tavizsiz, ödünsüz ve sert çehresiyle bilinen Murat Paşa’nın tarihe geçen "Kuyucu" lakabı ise iki farklı rivayete dayanmaktadır. Bunlardan ilki, 1585 yılındaki Tebriz Seferi sırasında atıyla birlikte derin bir kuyuya düşüp esir düşmesiyle ilgiliyken; tarih kitaplarında daha yaygın kabul gören ikinci rivayete göre ise sadrazamlığı döneminde Anadolu’da asayişi bozan Celali İsyanları’nı bastırırken yakalattığı asileri kazdırdığı devasa kuyulara doldurtmasından gelmektedir. İşte tarih sahnesinde böylesine ürkütücü ve tavizsiz bir imaj bırakan bu kudretli devlet adamının, henüz Konya'da görev yaparken gencecik yaşta toprağa verdiği kızı için böylesine narin bir anıt mezar inşa ettirmesi, onun saklı kalan babalık sızısını ve insani yönünü çarpıcı bir tezatla ortaya koymaktadır.
Aslında vakıf hukuku gereği Mevlevi sülalesi ve dervişleri dışında kimsenin gömülemediği bu kutsal dergâh topraklarına Fatma Hatun'un defnedilmesi, tamamen dönemin padişahı III. Murad'ın bizzat onayladığı özel bir resmi izin fermanı sayesinde mümkün olmuştur. Murat Paşa’nın devlet katındaki nüfuzunu ve tasavvufa düşkünlüğüyle bilinen Sultan III. Murad’ın onayını yansıtan bu yasal imtiyaz, kızının aziz ruhunu Hz. Mevlânâ’nın manevi kanatları altına emanet etmek isteyen hüzünlü bir babanın çabasını belgeler.
Zaman zaman isim benzerliği nedeniyle Mevlânâ’nın gelini olan Fatma Hatun ile karıştırılsa da, bu kabir doğrudan Beylerbeyi Murat Paşa’nın kızının hatırasını yaşatmaktadır. Nitekim türbenin içindeki mermer mezar sandukasının baş ucunda yer alan zarif "kadın tacı" kabartması, Fatma Hatun’un telli duvaklı gelin olamadan, ömrünün henüz baharında bu dünyaya veda ettiğini fısıldamaktadır. Giriş kapısı üzerindeki mermer kitabede yer alan ve ölümün zamansızlığını anlatan Osmanlıca dizelerdeki "hayfâ" (ne yazık, eyvah) ifadesi de bu derin yürek yangınını günümüze taşır.
Klasik Osmanlı mimarisinin Konya’daki en asil örneklerinden biri olan türbe, sarımtırak renkli düzgün kesme kalker taşından örülmüş duvarları ve mermer söveli basık kemerli kapısıyla zamana meydan okuyor. Binanın dış yüzeyindeki estetik yarım sütunlar, üst kısımda 16 gen bir kasnağa oturan kurşun kaplı kubbeye bağlanarak yapıya dikey bir zarafet katıyor. Türbenin içerisine adım atıldığında ya da pencerelerinden süzülen ışığa bakıldığında ise kubbe geçişlerinde yer alan madalyonlardaki Allah, Hz. Muhammed, besmele ve Dört Halife’nin isimlerini içeren 19. yüzyıl yapımı kalem işi süslemeler, dönemin hat sanatının inceliğini gözler önüne seriyor. Mevlânâ Meydanı’nın hemen yanı başında, Hasan Paşa ile Sinan Paşa türbelerinin arasında sükunetle duran bu yapı, haftanın her günü 09:00 - 18:30 saatleri arasında Mevlânâ Müzesi’ni ziyaret eden tüm misafirlere açık tutuluyor.
Yolunuz dergâhın iç avlusuna düştüğünde, Yeşil Kubbe’nin ihtişamını hayranlıkla izlerken, hemen doğusunda yer alan bu sekizgen yapıya da bir anlığına kulak verin. Çünkü orada sadece taş ve mermer değil; koca bir imparatorluğun kudretli beylerbeyinin, biricik kızı için taşa kazıttığı sonsuz bir sevgi, şefkat ve hüzün hikayesi yatıyor.
Şehrimizde bulunan büyüklerimizin kıymetlerinin bilip himmetlerine lâyık olabilmek duası ve ruhaniyetlerine birer Fatiha hediye etmek temennisiyle.
Sevgi ve saygı ile…