Ayşe Özel

Şefik Can Kimdir?

Ayşe Özel

Şefik Can Kimdir?

Bir insan düşünün; ömrünün yarısını askerî üniformanın vakarı, diğer yarısını ise bir derviş hırkasının mahviyetiyle geçirmiş olsun. Şefik Can’ın hayat hikayesi, aslında sadece şahsi bir biyografi değil; koca bir imparatorluğun yıkılışına ve yeni bir cumhuriyetin kuruluşuna şahitlik etmiş bir irfan köprüsüdür. Bu köprünün bir ucunda onu ilmek ilmek işleyen hocası Tâhirü'l-Mevlevî, diğer ucunda ise bugün huzur içinde uyuduğu, adeta manevi bir sığınak olan Üçler Mezarlığı vardır.

Şefik Can’ın manevi dünyasının ve dil dehasının temelleri, aslında doğduğu evde, ailesinin yanında atılmıştır. 1909 yılında Erzurum’un Tebrizcik köyünde dünyaya gelen Şefik Can’ın babası, dönemin aydın din adamlarından Müftü Tevfik Efendi; annesi ise Aişe Hanım'dır. Babası Tevfik Efendi, oğlunun ilk muallimi olmuş; ona henüz çocuk yaşta Arapça ve Farsça öğretmiştir. Şefik Can, Doğu klasiklerine ve tasavvufa olan ilk ilgisini babasının zengin kütüphanesinden ve onun manevi ikliminden almıştır. Bu edebi iklim, ilerleyen yıllarda kendi kurduğu yuvasına da sirayet etmiştir. Şefik Can, ilk evliliğini 1941 yılında Miralay Mehmet Refik Pasinler’in kızı Müşfika Hanımefendi ile gerçekleştirdi. Bu köklü ve feyizli evlilikten Mine (1942) ve Gülşen (1946) adında iki kız çocuğu dünyaya geldi. Şefik Can, askeri görevleri gereği Türkiye'nin dört bir yanını gezerken kızlarını da bu edebi ve disiplinli atmosferin içinde büyüttü. İlk evliliğinin sona ermesinin ardından, ömrünün son demlerinde, 1995 yılında Sabahat Hanım ile hayatını birleştirdi. Aile hayatındaki bu mütevazı ve saygın duruş, onun tasavvufi kimliğinin en sessiz ve en asil şahidi oldu.

Şefik Can’ın kaderi, ailesinden aldığı bu güçlü temel üzerine, henüz Kuleli Askerî Lisesi’nde genç bir subay adayıyken yollarının kesiştiği Tâhirü’l-Mevlevî (Tahir Olgun) ile tamamen değişti. Aralarındaki bağ, sıradan bir talebe-hoca ilişkisinin çok ötesindeydi; Şefik Can’ın kendi tabiriyle Tâhirü’l-Mevlevî onun hem muallimi hem de "manevi babasıydı". Kuleli’de onun yanında yaptığı edebiyat öğretmenliği stajı, bir ömür sürecek bir gönül stajına dönüştü. Hocasının dizinin dibinde pişti, ondan "Mesnevîhanlık" icazetini aldı. Kaderin muazzam bir cilvesidir ki, Tâhirü’l-Mevlevî’nin ömrünün vefa etmediği o meşhur yarım kalan Mesnevî Şerhi’ni, yılları sonra sadık talebesi Şefik Can tamamlayacak; hocasına olan vefa borcunu Türk kültür tarihine dev bir eser armağan ederek ödeyecekti. O, Tâhirü'l-Mevlevî’den aldığı o asırlık meşaleyi, 21. yüzyılın karanlığına taşıyan son eldi. Mesnevî’nin beyitlerini sadece Türkçeye tercüme etmedi; adeta o beyitlerin ruhunu çağımızın insanına üfledi.

İşte o köklü aile mirası, sadakat ve aşk, Şefik Can 2005 yılında 95 yaşında bu dünyadan göçtüğünde onu ait olduğu yere taşıdı. Bugün Şefik Can, Konya’da, Mevlânâ Türbesi’nin hemen karşısında yer alan tarihi Üçler Mezarlığı’nda metfundur. Burası alelade bir kabristan değildir. Mevlevî inancında ahirete irtihal edenlere "öldü" denmez, "sustu" manasına gelen Hâmûşân denir. Üçler Mezarlığı da asırlardır Hz. Pir’in dizinin dibinde susanların, ona yakın olmak isteyen Çelebilerin ve dervişlerin sırlındığı yerdir. Adını, öldüklerinde Hz. Mevlânâ’ya yakın gömülmek isteyen Horasanlı üç kardeşten alan bu mekan, Şefik Can’ın da kendi vasiyeti üzerine son yuvası olmuştur. O, sadece Üçler Mezarlığı’nda yatan bir fani değil; babasından, ailesinden ve hocasından aldığı aşkı bugünün modern insanına taşıyan ölümsüz bir sestir.

Şehrimizde bulunan büyüklerimizin kıymetlerinin bilip himmetlerine lâyık olabilmek duası ve ruhaniyetlerine birer

Fatiha hediye etmek temennisiyle.

Sevgi ve saygı ile…

Yazarın Diğer Yazıları