Mustafa Sağlam

Bir Japon-Onoda

Mustafa Sağlam

Bir Japon-Onoda

Hiroo Onoda, İkinci Dünya Savaşı'nda gönüllü olarak Japon ordusuna katılır ve Filipinler'e gönderilir. 1945'te savaş sona erer, ancak Onoda ve üç silah arkadaşı bunun bir düşman tuzağı olduğuna inanarak savaşmaya devam eder.  Japon ve Amerikan uçaklarından savaşın bittiğine dair broşürler atılır ancak inanmazlar. Ekipten biri teslim olur, biri öldürülür 1954'te ekip ikiye düşer. Adanın her yerinden duyulacak şekilde "Onoda, Kazuka savaş bitti!" anonsu yapılır ancak ne fayda. Japonya Onoda'nın öz kardeşini getirir. Kardeşi hoparlörlerden konuşur, ama nafile bunun da bir Amerikan oyunu olduğunu düşünür. Ekim 1972 de bölgedeki tüm pirinç yığınlarını ateşe verirken polis, diğer kişiyi de öldürür. 1974'e kadar Onoda adada tek başına yaşam mücadelesi verir artık.

1974 yılında Onoda'yı bulmak için üniversite öğrencisi Suzuki yola çıkar ve karşılaşırlar. Onoda Suzuki’ye de inanmaz. Tek çıkış yolunun binbaşısının kendisine gelip emir vermesi olduğunu söyler. Suzuki binbaşıyı bulur ve Onoda'nın saklandığı yere götürür. 1974 yılında Onoda, Binbaşıya selam durur ve tüfeğini teslim eder. İkinci Dünya Savaşı başladığında 23 yaşında olan Onoda teslim olduğunda 52 yaşındadır.

Onoda, 1976 yılında evlenir. Brezilya'ya taşınır. 1980 yılında, Japon bir gencin ailesini öldürdüğü haberini görünce Japonya'ya geri döner ve “Onoda Doğa Okullarını” kurar.

Onada; “Bu 30 yılı zaman kaybı olarak görmüyorum, bu deneyim olmasaydı bugünkü hayatıma sahip olamazdım. Her şeyi iki kat daha hızlı yapıyorum, böylece 30 yılı telafi edebilirim. Keşke birisi benim için yemek yiyip uyuyabilseydi, böylece ben de günün 24 saati çalışabilirdim." der.

Onoda, 2014 yılında 92 yaşında kalp yetmezliğinden ölür.
İster görev aşkı deyin isterseniz görev bilinci, ya da boşa kürek çekmiş, ziyan etmiş yıllarını diyebilirsiniz. Bir mücadele ruhunu görüyoruz Onoda da.

Aynı durumda biz olsak: “Yaş kemale ermiş 52 yaşında evlenilir mi derdik; heba edilen yıllar der ve elimizi eteğimizi çeker ölümü beklerdik cami veya kahve köşelerinde; ben mi kurtaracağım bu ülkeyi der emekli maaşı ile geçinir eğitim camiasına atılmazdık; 29 yıl bu ülke için askerlik yaptım, artık bir daha da bir şey yapmam derdik; biri benim için yemek yese ve uyusa demez, 29 yıl güzel yemek yemedim hep tedirgin uyudum der ve hep en güzel yemeği yiyeceğim ve devamlı uyuyacağım derdik zannımca.”

Sözü Benjamin Franklin den bir alıntıyla bitirelim; “Öldükten sonra unutulmak istemiyorsan, ya okunmaya değer şeyler yaz, ya da yazılmaya değer şeyler yap.”  

Onoda yazılmaya değer şeyler yaptı, peki ya biz?
 

Yazarın Diğer Yazıları