Ayşe Özel

Emir İshak Paşa Kimdir?

Ayşe Özel

Emir İshak Paşa Kimdir?

Konya, nereye adım atsanız size bir Selçuklu hikayesi fısıldayan kadim bir başkenttir. Mevlana’nın yeşil kubbesi, Karatay’ın kapısı, İnce Minare’nin zarafeti derken, bu şehirde zaman adeta Selçuklu saatine ayarlanmıştır. Tam da bu yüzden, şehrin bağrındaki ince Osmanlı izleri çoğunlukla gözden kaçar, hak ettiği ilgiyi bir türlü göremez.İşte o gözden kaçan, adeta kaderine terk edilen en hüzünlü emanetlerden biri, Karatay’ın kalbinde, Şems Parkı’nın içinde yer alıyor: Emir İshak Bey Türbesi.

Bugün Şems-i Tebrizi’nin o devasa manevi cazibesinin gölgesinde kalan bu mütevazı yapı, aslında Osmanlı’nın Konya’ya attığı ilk imzalardan biridir. 1505 tarihli vakfiyesine bakılırsa, yüzyıllardır orada, Şems’in yanı başında nöbet tutmaktadır. Ancak bu nöbet, ne yazık ki oldukça hoyrat hikayelerle doludur.Türbe, bugün bir tarih bulmacası gibidir. Halk ona ısrarla "Kızlar Türbesi" ya da "Üç Kızlar" der. Resmi kayıtlarda Emir İshak Bey yazar ama kapısına gitseniz üzerinde "İshak Paşa" ibaresini görürsünüz. Bu isim karmaşasından daha acı olanı ise, türbenin içidir. Geçmişin vurdumduymaz yıllarında bu yapı bir dönem ambar olarak kullanılmış, o asil geçmişi fısıldayacak kitabeli orijinal mezar taşları ve sandukaları tek tek yok edilmiştir.

Bugün kapıyı aralayıp içeri baktığınızda, sizi sapsarı, çıplak ve boş bir sessizlik karşılar. Üstelik bu yalnızlık sadece içeride değil, dışarıda da bir yıkımla taçlandırılmıştır. Eskiden bu türbenin hemen kuzeyinde, Emir İshak Bey’in eşi olduğu bilinen ve 1510’da Şems Camii’ni genişleten o asil kadın, Hatice Hatun yatardı. Onun da Selçuklu tarzı mermer sandukalarla bezeli bir türbesi vardı. Ne var ki, 1944 yılında Şems Mezarlığı kaldırılırken, Hatice Hatun’un türbesi adeta tarihten silinircesine tamamen yıktırıldı. Bugün Şems Parkı’nda yürüyen, banklarda oturan, Şems-i Tebrizi’nin kapısında gözyaşı döken binlerce insan, hemen kuzeydoğudaki bu koyu renkli kesme taşlardan örülmüş kare yapının farkında bile değil. Oysa o sade tuğla kubbe, sadece bir mimariyi değil; bizim mirasa karşı vefamızı, koruyamadığımız kent hafızamızı yüzümüze vuruyor. Taşın ve tuğlanın dile gelmediği yerde, tarih biz yazarlara ve şehirlilere bir sorumluluk yüklüyor. 

Yolunuz Şems’e düşerse, adımlarınızı birkaç metre sağa kaydırın. Mezar taşları çalınmış, eşinin türbesi yıkılmış ama zamana direnmekten vazgeçmemiş o sessiz Osmanlı emirine bir Fatiha, uğradığı haksızlıklara ise küçük bir sitem bırakın. Çünkü şehirler, sadece büyük abideleriyle değil, o abidelerin gölgesinde unuttuğu mahzun hikayeleriyle de şehirdir.

Şehrimizde bulunan büyüklerimizin kıymetlerinin bilip himmetlerine lâyık olabilmek duası ve ruhaniyetlerine birer Fatiha hediye etmek temennisiyle.

Sevgi ve saygı ile…

Yazarın Diğer Yazıları