Ayşe Özel

Lâdikli Hacı Ahmet Ağa Kimdir?

Ayşe Özel

Lâdikli Hacı Ahmet Ağa Kimdir?

1888 doğumlu Lâdikli Hacı Ahmet Ağa, Konya Sarayönü'ne bağlı Lâdik kasabasında yaşamış bir İstiklal Savaşı gazisi ve şehrimizin alimlerindendir.
Çobanlık yaparak geçimini sağlayan ve okuma-yazması olmayan bu gönül insanı, Hızır Aleyhisselam ile arkadaşlığı ve gösterdiği manevi hallerle tanınmıştır. 
İki ağabeyi ile birlikte cepheden cepheye koşmuştur. Çatalca, Makedonya, Yunanistan, Arnavutluk ve Bulgaristan savaşlarına katılıp Balkan Harbi’ne iştirak etmiştir. Ahmet Ağa Birinci Dünya Harbi’nde yine cephede olup Çanakkale savaşlarına katılmıştır. Ağabeyinin birisini Çanakkale’de, diğerini de Kırkgaziler’de şehit vermiş. Burada ikinci defa yaralanmıştır. Düşmana karşı Hicaz savunmasında Arabistan çöllerinde savaşmış, Kanal Harekatı’nda üçüncü defa yaralandı. Askerlik hayatı, yirmi beş yılı aşan Ahmet Ağa, gerçek bir “Gazi Veli” idi. Bu mânevî haline de Hicaz savunmasında aldığı bir yara ile ulaştı.
Hacı Ahmet Ağa, Kanal Harekatı’nı ve yaralanışını bizzat şöyle anlatır:
“Filistin’in Gazze şehri civarında İngilizlerle harp ederken, mensup olduğum birlik pusuya düşürülmüş ve birliğin tamamı makineli tüfeklerle taranmıştı. Askerlerin çoğu şehit düşmüş, bir kısmı da yaralanmıştı. Ben de yaralananlar arasında idim. Yanımdaki arkadaşlar tek tek vuruldular, üzerime düşerek şahadet şerbetini içtiler, ben bayılmıştım.
Şehit ve yaralı arkadaşlarımın arasında, sızlayan yaralarımdan kanlar akarken, o çöl sıcağında kavrulan kumlar üzerinde ciğerlerim susuzluktan yanıyordu.
Yakın civarımızda kuş uçmuyordu. Bütün ümitlerin tükendiği bir andı. Artık, gön-lümce Mevlâ’ya yönelmiş, şehit olarak kendisine kavuşma anını bekliyordum.
Bulunduğumuz mevki, asıl karargâhımıza üç günlük mesafedeydi. Bu arada, canlı yoktu. Bir yardım ve kurtuluş ümidi de kalmamıştı.
Ben böyle baygın vaziyette iken, sabaha karşı üzerimize yağmur çiselemiş ve bununla kendime gelmiştim.
Ümitlerin tükendiği o anda, nihayetsiz kerem sahibi Yüce Mevlâ’mızın kudret ve vefa eli yetişti ve bizi kurtarıp Hakk’a vasıl eden kapıları bir yudum su ile sunu verdi.
Beyaz ata binmiş nurani bir zat yaklaştı ve bana:
“- Es-selâmü aleyküm! Ahmet Ağa, yaralandın mı? Kalk yanıma gel!”dedi.
Doğrudan bana, ismimi söyleyerek selâm verince korkum kalmadı, başımı kaldırdım baktım ve:
“- Kalkamıyorum, yaralıyım!” dedim.
Kendisi atından indi ve benim yanıma geldi. Üzerime düşüp kalmış olan şehit arkadaşlarımı üzerimden birer birer çekip kaldırdı.
Susuzluktan yanıyordum.
“- Ahmet! Sana su vereyim mi?” dedi ve bana, atının terkisinden su dolu bir matara verdi.
Susuzluktan yanan bağrıma, taze hayat bahşeden, o aşk ve şifa suyunu kana kana içtim.
Beni tutarak, mübarek ellerini sızlayan yaralarımın üzerinde gezdirirken, acılarım diniyor ve taze hayat buluyordum.
Çölde içtiğim o su, beni başka bir âleme götürdü. Bana ne oldu ise; içtiğim o hayat ve aşk bahşeden sudan sonra oldu. İşte benim yanıma gelen, bana yardım edip beni çölden kurtaran o zat var ya, işte o bana çok şeyler öğretti. Bu beyitleri de ben O’ndan öğrendim. Beni çok yerlere ve şehirlere vazifeli olarak götürdü.”
Zira kendisi ile ilgili kerametleri buraya sayfalarca yazsak yine bitiremeyiz. 
Son zamanlarında hasta yatarken "Sen gidince bizler ne yapacağız Ahmet Ağa?" diye ağlamaya başlayan misafirlerine, yataktan doğrularak "Allâh var oğlum. Allâh var, keder yok!" demiştir.,
Ve tarihler 8 Haziran 1969 Perşembeyi gösterirken Rahmet-i Rahman’a kavuşur. Kabri, Lâdik Kasabası Mezarlığı'ndadır.

Bu ilim deryasının kabrini ve hane-i saadetini en yakın zamanda ziyaret ederek o manevi iklimi yaşamanız dileğiyle...
Şehrimizde bulunan büyüklerimizin kıymetlerinin bilip himmetlerine lâyık olabilmek duası ve ruhaniyetlerine birer Fatiha hediye etmek temennisiyle.
Sevgi ve saygı ile…

Yazarın Diğer Yazıları