Suçların değişen boyutu
Sevtap Yıldız
Eskiden dolandırıcılık denildiğinde aklımıza kapı kapı dolaşan sahtekârlar, sahte senetler, elden ele verilen zarflar gelirdi.
Bugün ise durum çok farklı. İşin rengi çok değişti.
Dolandırıcılık artık cebimize kadar giriyor. Telefonumuz çalıyor, mesaj kutumuza bir bildirim düşüyor, sosyal medyada karşımıza bir reklam çıkıyor. Bazen bir yatırım fırsatı, bazen bir kampanya, bazen de resmi bir kurumdan gelmiş izlenimi verilen bir mesaj...
Ve bütün mesele birkaç dakikada başlayabiliyor.
Üstelik suç yöntemleri geliştikçe insanların kandırılma biçimleri de değişiyor.
Bugün vatandaşın yalnızca parasını değil, güvenini de hedef alan bir düzenle karşı karşıyayız. Bu kesinlikle en kötüsü. Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken nokta burası. Bir insan neden hiç tanımadığı birine parasını gönderir? Çünkü karşısındaki kişi çoğu zaman ona yalnızca bir teklif sunmaz. Bir umut satar.
Borçlarını kapatma umudu...
Daha iyi bir hayat kurma umudu...
Birikimini büyütme umudu...
Çocuğunun geleceğini garanti altına alma umudu...
Dolandırıcıların en büyük sermayesi de tam olarak budur.
İnsanın parasını değil, zaafını ve duygularını hedeflemek.
Bu nedenle dolandırıcılıkla mücadele yalnızca güvenlik güçlerinin işi değildir. Toplum olarak da ciddi bir bilinç geliştirmek zorundayız.
Çünkü bugün “Ben asla kanmam” diyen bir insanın bile karşısına, onun güvenini kazanmak üzere tasarlanmış bir senaryo çıkabiliyor. Ne olduğunu bile anlamadan... Üstelik günümüzde yapay zeka gibi teknolojiler bu kadar gelişmişken.
Dolandırıcılık bir insanın birikimini yok edebilir.
Kara para ise bundan çok daha fazlasını yapar.
Çünkü kara para, suçtan elde edilen kazancın ekonomik sistemin içine sokulması anlamına gelir. Böylece suçtan elde edilen para normal bir ticari faaliyet görüntüsü kazanabilir.
İşin tehlikeli tarafı da burada başlıyor.
Çünkü kirli para ekonomiye girdiğinde yalnızca rakamlar hareket etmiyor.
Rekabet bozuluyor.
Güven zedeleniyor.
Haksız kazanç normalleşiyor.
Alın teriyle çalışan, vergisini ödeyen, işletmesini ayakta tutmaya çalışan insan ile sistemin açıklarından yararlanarak büyük paralar kazanan kişi aynı ekonomik zeminde buluşuyor.
Belki de bütün bu tartışmaların sonunda dönüp bakmamız gereken yer burası.
Bir ülkenin, bir şehrin, hatta bir ailenin en büyük sermayesi yalnızca sahip olduğu para değildir. Güvendir.
İnsanların birbirine güvenmesi...
Devlete güvenmesi...
Esnafa güvenmesi...
Bankacılık sistemine güvenmesi...
Kazancının hakkaniyetli olduğuna inanması...
Emeğinin karşılığını alacağına inanması... lazım!